Kültür / SanatKaragöz İle Hacivat Konuşmaları

Karagöz İle Hacivat Konuşmaları

Sponsorlu Bağlantılar

Karagöz ve Hacivat temel olarak bir gölge oyunudur. Kültürümüzde sıkça görünür. İkili ve karşılıklı konuşmalarla taklit yapılır. Karagöz ve Hacivat konuşmaların araştıranlar için derleme yaptım.

Karagöz İle Hacivat Konuşmaları ve Diyalogları

Karagöz İle Hacivat Konuşmaları

Konuşma 1: Alfabeyi Sökmek

(İki arkadaş yürüyorlar.)

HACİVAT – Eeee, görüşmeyeli nasılsın Karagöz’üm?

KARAGÖZ – Köftehor, hergün görüşüyoruz ya!…

HACİVAT – Canım lafın gelişi öyle denir. Yani dünden beri nasılsın, neler yapıyorsun?

KARAGÖZ – Bulduğum her işi yapıyorum.

HACİVAT – Aferin, boş duranı kimse sevmez! Keşke okuma yazman da olsaydı hiç işsiz kalmazdın!

KARAGÖZ – Boş kaldıkça çalışıyorum ya…

HACİVAT – Çok iyi!… Neredesiniz?…

KARAGÖZ – Bizim evdeyiz…

HACİVAT – Canım öyle değil, yani çalışmanın neresindesiniz demek istiyorum?

KARAGÖZ – Çalışmanın içindeyiz Hacı Cavcav!

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, sana nasıl anlatmalı? Ne çalışıyorsunuz?

KARAGÖZ – Bilmiyor musun, ilkokul birinci sınıf kitaplarına çalışıyoruz.

HACİVAT – Efendim, onu biliyorum! Haftalar evvel alfabeye başlamıştınız. Harfleri söktün mü?

KARAGÖZ – Ben söktüm de hanım kaybolmasınlar diye tekrar yerlerine dikiyor.

HACİVAT – Öyle değil, yani harfleri artık tanıyor musun?

KARAGÖZ – Tabii tanıyorum da birbirimizi görünce selamlaşıyoruz.

HACİVAT – Senin bugün yine tersliğin üstünde.

KARAGÖZ – Köftehor, seni görünce tersim dönüyor.

HACİVAT – Pekâlâ, heceliyor musun?

KARAGÖZ – Hay hay, geceliyorum.

HACİVAT – Değil efendim, yani yanyana gelen harflerin sesini verebiliyor musun?

KARAGÖZ – Ben ses veriyorum, onlar da bir ağızdan şarkı söylüyorlar.

HACİVAT – Sinirlenmemek için kendimi zor tutuyorum. Bana güzel cevaplar versen sana yardım edeceğim ama fırsat vermiyorsun ki…

KARAGÖZ – Köftehor, yardım ettin de “Olmaz” mı dedim.

HACİVAT – Pekâlâ, bizim alfabede kaç tane harf var?

KARAGÖZ – Herkesin kendi alfabesi oluyorsa sizin alfabede kaç harf olduğunu ne bileyim.

HACİVAT – Allah Allah!… Yani Türk alfabesinde kaç harf var biliyor musun?

KARAGÖZ – Onu bilmeyecek ne var!

HACİVAT – Aferin, söyle bakalım?

KARAGÖZ – Önce sen söyle ki kendin biliyor musun göreyim!

HACİVAT – Canım bilmesem ben okuyup yazabilir miyim! Tabii yirmi dokuz harf var Karagözüm!

KARAGÖZ -Aferin, ben de öyle söyleyecektim Hacı Cavcav!

HACİVAT – Neyse… İlk harfin adı nedir?

KARAGÖZ – Köftehor aklımı karıştırma! Harflerin adı soyadı da mı oluyor?

HACİVAT – Seni ders çalıştırırken oğlun nasıl sabrediyor, “İmdat” diye bağırmıyor, aferin çocuğa!

KARAGÖZ – Oğlumu harflere karıştırmam!

HACİVAT – Efendim ilk harfin adı aaaaa’dır. Neymiş?…

KARAGÖZ – Aaaaaaadır!…

HACİVAT – Aaaaadır değil, aaaaa!…

KARAGÖZ – Hacı Cavcav, bu harfin adı bizim alfabede çok kısa idi ama senin ağzında lastik gibi uzadı.

HACİVAT – Sen kısasını öğren yeter a…

KARAGÖZ – Gördün mü, ben de sana öğretiyorum.

HACİVAT – Pekâlâ, daha sonra hangi harfler gelir?

KARAGÖZ – Bilmeyecek ne var, öteki harfler gelir.

HACİVAT – Efendim, be, ce, çe, de..

KARAGÖZ – Hay hay, peçete gelir. yemek mi var?…

HACİVAT – Hay peçete gözüne girsin! Kaç tane sesli harf olduğunu da bilmiyorsun değil mi?

KARAGÖZ – Harflerin hepsi seslidir Hacı Cavcav!

HACİVAT – Kim söyledi?…

KARAGÖZ – Kimse söylemedi ama harfin sesi çıkmazsa onu nasıl okuruz? Sen beni kandırıyorsun!

HACİVAT – Sen okuma yazma öğrenirsen, kediler de alfabeyi öğrenirler. (Hacivat, sonra Karagöz giderler.)

Konuşma 2: Bilgi Dağarcığı

(İki arkadaş beraber yürüyorlar.)

HACİVAT – Karagöz’üm yüzyıllardır herkesi güldürürsün ama senin yüzünün güldüğünü ben pek kolay kolay göremiyorum.

KARAGÖZ – Köftehor, benim gibi bir gün iş bulur, üç gün işsiz kalırsan sen de gülmezsin!

HACİVAT – Canım hemen kızma! Bakıyorum bugün gözlerinin içi gülüyor da onun için söyledim.

KARAGÖZ – Hay hay, gözlerimin içi gülüyor, burnumun dışı göbek atıyor, kulaklarımın kenarı yerlere yatıyor.

HACİVAT – Hah hah hah!… Yine yanlış anladın, yani bugün pek neşelisin!

KARAGÖZ – Öyle söylesene!

HACİVAT – Pekalâ, böyle neşeli olmanın sebebi ne acaba?

KARAGÖZ – Hiç sorma Hacı Cavcav, meğer bilgili olmak ne güzel şeymiş!…

HACİVAT – Haklısın Karagöz’üm ama bunun neşeli olmakla ne ilgisi var?

KARAGÖZ – Olmaz olur mu? Kaç gündür oğlum bana ilkokul ders kitaplarını okuyor.

HACİVAT – Şimdi anladım… Çok güzel ama kendin neden okumaya başlamadın?

KARAGÖZ – Köftehor bir yanda da okuma-yazma çalışıyorum. Sonra tekrar kendim okuyacağım.

HACİVAT – Desene bilgi dağarcığını dolduruyorsun!

KARAGÖZ – Bilgi kabarcığımı dolduruyorum.

HACİVAT – Efendim kabarcık doldurmak falan değil, yani bilgin artıyor.

KARAGÖZ – Hay hay, hem de neler neler öğreniyorum. Hele dünyanın döndüğünü hiç bilmiyordum da hemen belime bir ip hazırladım.

HACİVAT – Allah Allah belindeki ip ne olacak?

KARAGÖZ – Dünya olmadık zamanda hızlı dönmeye başlarsa, beni birden bulutlara fırlatmasın diye kendimi hemen belimden bir yere bağlayacağım.

HACİVAT – Karagöz’üm, anlaşılan senin bilgin de artsa saçmalamaktan vazgeçmeyeceksin!

KARAGÖZ – Asıl sen saçmalama da, kendine sağlam bir ip bulup beline sar!

HACİVAT – Sen şimdi ipi bırak da soracaklarıma cevap ver. Bakalım neler öğrenmişsin?

KARAGÖZ – Sor da hemen vızır vızır cevabını al!

HACİVAT – Aferin!.. Önce matematik…

KARAGÖZ – Mavi patik öğrenmedim.

HACİVAT – Değil efendim, yani hesap, kitap… Meselâ iki iki daha ne eder?

KARAGÖZ – Bunu bildim Hacı Cavcav, iki tane iki eder.

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, ne bilmesi…

KARAGÖZ – Pataklarım ha, sen de zor şeyler sor!

HACİVAT – Sivrisinek deyince aklımıza ne gelir?

KARAGÖZ – Ne gelecek, benim aklıma şişko sinek gelir.

HACİVAT – Senin aklına gelir.

KARAGÖZ – Bekleme, başka şeyler de sor!

HACİVAT – Pekâla, çok kolay bir soru…

KARAGÖZ – Kolay sorma pataklarım, en zorunuda sor!

HACİVAT – Pekâla, çok kolay bir soru…

KARAGÖZ – Kolay sorma pataklarım, en zorundan sor!…

HACİVAT – Hele sen dinle!… Bir gün kaç saattir?

KARAGÖZ – Köftehor, bizim duvar saati kaç aydır bozuk… Ne bileyim bir gün kaç saat…

HACİVAT – Karagöz’üm şimdi soracağımı bilmek için okula bile gitmeye gerek yok… İyi düşün!…

KARAGÖZ – Düşündüm, çabuk sor Hacı Cavcav!

HACİVAT – Efendim, şu bildiğimiz su kaç şekilde bulunur.

KARAGÖZ – Bunu bilmeyecek ne var?

HACİVAT – Âferin Karagöz’üm, söyle bakalım?

KARAGÖZ – Bardakta, sürahide, banyo kazanında…

HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Su akıcı olarak, buhar ve donmuş olarak üç şekilde bulunur.

KARAGÖZ – Düşündükten sonra onları da söyleyecektim.
HACİVAT – Ağzımda kaç diş bulunur?

KARAGÖZ – Adamına göre değişir Hacı Cavcav! Kiminde otuz tane olur. Kiminde üç tane… Bazılarında da takma diş olur.

HACİVAT -Sinirim bozulmadan ben gideyim. (Giderler)

 
Sponsorlu Bağlantılar
 

İlginize Değer ›

 
 
 
admin - 16 Nisan 2012
 
 

Nasıl Buldular? ›

 
yhs-002 karagöz ve hacivat senaryolari karagz ve hacivat konumalar hacivat ve karagöz senaryoları karagz hacivat konumalar karagöz hacivat senaryoları karagöz ve hacivat senaryosu hacivat ve karagöz karşılıklı konuşmaları hacivat karagöz senaryoları karagöz ve hacivat skeçleri
 
 

Notlar ›

 
Karagöz ve Hacivat: Karagöz ve Hacivat taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur. Karagöz oynatıcısına kurgusal, hayalbaz denir. Yardımcıları çırak, yardak, dayrezen, sandıkkar'dır. Oyunda konuşmaların değişmesi baş hareketleriyle yapılır.
Karagözler, Kırcaali: Karagözler (Bulgarca: aynı anlama gelen Черноочене / Chernoochene, Çernooçene), Bulgaristan'da Kırcaali ilinde, 2005 yılı nüfusu 650 olan, Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir Bulgarıstan köyüdür.
Karagöz istavrit: Karagöz istavrit (Trachurus trachurus), Trachuridae familyasından bir istavrit türü.
Karagözler: * Karagözler - Bulgaristan'ın Kırcaali iline bağlı bir köy
Karagöz'ün Muamması (oyun): Yılmaz Onay'ın 1984 yılında yazılan bu oyunu ilk kez 1985 yılında Hollanda 'da Amsterdam Sanat Tiyatrosu'nda Yılmaz Onay tarafından sahneye konmuştur.
Karagöz ve Hacivat: Karagöz ve Hacivat taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur. Karagöz oynatıcısına kurgusal, hayalbaz denir. Yardımcıları çırak, yardak, dayrezen, sandıkkar'dır. Oyunda konuşmaların değişmesi baş hareketleriyle yapılır.
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?: Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, senaryosunu Levent Kazak'ın yazdığı, yönetmenliğini Ezel Akay'ın yaptığı ve başrolleri Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk'ün oynadığı 2005 yapımı film.
 

10 Yorum ›

 
  1. selda Mart 11th, 2013 - Saat: 15:53:18

    çççokgzl olmuş

  2. ırmak Nisan 29th, 2013 - Saat: 17:15:10

    sayfanın alt kısmında başka skeçlerde bulunmalı hem aradıklarımızı daha kolay buluruz hem de sayfanız daha çok tıklanır

  3. aygül Mayıs 6th, 2013 - Saat: 18:19:58

    çok komik

  4. alieren Mayıs 12th, 2013 - Saat: 11:03:44

    bu ne bicim uzun birşey yarın türkce projem var. herşey tamam bi bu eksik ve tam bulmuşkem karşıma bu çıktkı ve bende buna çaok şaşırdım lutfen bunu biraz kısal tın yoksa varya 0alırım ve bu sitieden şikayetci olurum

  5. alieren Mayıs 12th, 2013 - Saat: 11:11:44

    bütün anelrin annelr günü kutlu olsun

  6. bü123123123demanzboyz Şubat 24th, 2014 - Saat: 22:09:39

    yaa en ünlü olan konuşmaları bunlar bee

  7. beren Mayıs 6th, 2014 - Saat: 14:16:25

    çok uzun bunları nasıl yazacağım

  8. beren Mayıs 6th, 2014 - Saat: 14:17:04

    çok kıs
    proje için

  9. Serdar Yıldırım Mayıs 7th, 2014 - Saat: 11:17:08

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ’LE DOMUZ AVI

    Karagöz ile Hacivat, yanlarına İbiş’i de alıp, Uludağ’a domuz avına çıkarlar. Önceleri ellerde ok ve yay, kaşlar çatılmış, bakışlar keskin ormanda domuz ararken, sonraları yorgunlukla birlikte ok yaydan, kaş kaştan, bakışlar keskinlikten sıyrılır. Sıkıntıyı azaltmak için Karagöz’ün anlatmaya başladığı av hikâyeleri başına bela olur, çünkü anlattığının hep bir numara büyüğünü İbiş’ten duymak, Karagöz’ün giderek daha çok sinirlenmesine neden olur. Karagöz, İbiş’i uçurumdan aşağı atmakla tehdit eder.

    İbiş: “ Tamam, beyabi. Kızma bana. Ben de bundan sonra konuşursam iki olsun. Şimdi rahat rahat istediğini anlat. “

    Karagöz: “ Bre İbiş, sussana artık. Bir daha sana av yok. Hacivat, İbiş’i ava giderken yanımıza alalım demek yok artık. Bu son. “

    Hacivat: “ Merak etme Karagözüm. Sen kalbini serin tut. Hiçbir ava İbiş’i götürmeyiz. “

    Daha sonra Karagöz ile Hacivat ve İbiş domuz aramaya devam ederler, fakat ortalıkta hiç domuz yoktur.

    Hacivat: “ Sabahtan beri arıyoruz, bir domuz bile göremedik. Hayatımda böyle bir şey ne gördüm, ne de duydum. “

    Karagöz: “ Göremeyiz tabi, bu İbiş yanımızdayken. Bunun sesini duyan domuz karşı dağa kaçıyor. İki ok atmış, üç domuz vurmuş. Anlatsana o hikâyeyi bir daha. “

    Hacivat: “ Aman Karagözüm, sinirlenme. İbiş o hikâyeyi anlattı, geçti. Ben inanmadım. Senin anlattığın hikâyeler daha bir inandırıcı oluyor. “

    Karagöz: “ Doğru, çünkü ben olmuş olayları anlatıyorum. Yıllar önce gençken köyden arkadaşlarla domuz avına gittiydik. On kişiyiz. Ormanda büyük bir domuz sürüsünü tuzağa düşürdük. Etrafını kuşattık. Baktı domuzlar kaçış yok, birer birer yanıma geldiler. Ben de çaldım bıçağı boyunlarına, yirmiden sonrasını sayamadımdı. “

    Hacivat: “ Hah hah ha.. İlahi Karagözüm. Sen de değme avcılara taş çıkartırsın. Avcılıkta, atıcılıkta benden ilerdesin. “

    İbiş: “ Benim de yıllar öncesinden bir domuz avı hikâyem vardı, ama beyabi kızar diye anlatamıyorum. “

    Hacivat: “ Yeni bir domuz hikâyesi ha. Ama anlatma. Karagöz’ü kızdırmayalım. Keşke demeseydin. Merakta bıraktın beni, İbiş. “

    Karagöz: “ Ben de meraklandım. Bana bak İbiş, destekli atarsan kızmam ama desteksiz atarsan, ben seni uçurumdan atarım, bilmiş ol. “

    İbiş: “ Tamam beyabi ve Hacıabi. Atışlar destekli olacak. “ İbiş, konuşmasına devam eder ve ben sekiz yaşındayken der. Karagöz’ün ayağa kalktığını gören İbiş ağız değiştirir. “ Yani on sekiz yaşındayken demek istedim. “

    Bunun üzerine Karagöz: “ Hah öyle söyle. Beni kızdırma. Şimdi devam et. “

    İbiş: “ Manda kadar bir domuz bizim tarlalara dadandıydı. Tarlada mısır, bağda üzüm bırakmadıydı. Ye babam ye. Baktık yedikçe doymaz bu domuz, yakında ağaçları da yer. Babam, dedem, amcam, yeğenlerim ve ben tarlada, bağda nöbete durduk. Ben bağda bekliyorum. Bir gün öğle vakti domuz bağa girdi. Zönk zönk deyip yürüyüp geliyor. Yakaladım domuzu suratına iki tokat, başladı domuz ağlamaya. Bir yandan da,” Abi, ben sana ne yaptım? Neden vuruyorsun?” diye vızırdıyor. Ben de bağırdım. Bak şu bağdaki üzümleri ben mi yedim. Başkasının üzümünü nasıl habersiz yersin. Ben böyle bağırdım ama domuz ne dese beğenirsiniz. Ne yapayım, açım, abi. Yemeseydim de açlıktan ölse miydim? O gün domuzu bıraktım. Bir daha onu oralarda gören olmadı. Çok uzaklara gitmiş olmalı. “

    Karagöz: “ Bre densiz, yine desteksiz attın. Ben seni uçurumdan atayım da gör “ diyen Karagöz, İbiş’in üstüne yürür. Bunun üzerine İbiş kaçar, gider. Daha sonra Karagöz ile Hacivat başka olay olmadan evlerine dönerler.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ

    Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını bile söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?

    Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip giderler. Zaptiyeler gidince, komşular da dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar.

    Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar.

    Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “

    Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “

    Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “

    Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “

    Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “

    Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı.

    Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, zaten son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT : OĞULLARI

    Karagöz’ün oğlu Yaşar ile Hacivat’ın oğlu Sivrikoz arasında, babaları kadar olmasa bile, hatırı sayılır bir rekabet vardı. Yaşar, Sivrikoz’un elinde yeni alınmış bir oyuncak görmesin, ne yapar eder, Karagöz’e oyuncağın aynısını aldırırdı. Hani ya Sivrikoz’un Yaşar’dan aşağı kalır yanı mı vardı? Sivrikoz, Yaşar’ın elinde ne görürse isterdi. Oğlunun gözlerinde yaş, kalbinde acı görmek istemeyen Hacivat ikiletmeden oğlu ne istiyorsa hemen alırdı.

    Böylece aradan yıllar geçti. İkisi de birer yiğit olan gençler düğün güreşlerine katılmaya başladılar. Güreşlere katılanlar birer havlu, rakiplerini yenip baş olan güreşçi ise, kınalı bir koç kazanıyordu. İlk katıldıkları güreşlerde birinci, ikinci turlarda elenen Yaşar ile Sivrikoz, tecrübeleri arttıkça güreşlere ağırlıklarını koymaya başladılar. Nihayet, bir düğünde finale kalma başarısını gösterdiler. Bunun üzerine Karagöz, Hacivat’ın yanına gider ve oğlunun güreşlerden çekilmesini ister.

    Hacivat: “ Hiç öyle şey olur mu Karagözüm? Oğullarımız bileklerinin hakkıyla finale adlarını yazdırdılar. Çıkarlar meydana aslanlar gibi güreşirler. Kim güçlüyse o galip gelir ve şampiyon olur. “

    Karagöz: “ Benim oğlum şampiyon olur, çünkü senin oğlundan daha iri. “

    Hacivat: “ İrilikle şampiyon olunmaz ki, güreşte kuvvetli olan, atak olan ve nefesini iyi ayarlayan rakibine üstünlük sağlar. Bütün bunlar benim oğlumda var. “

    Karagöz: “ Günah benden gitti. Rezil olmayasınız diye geldim. Benimki, senin oğlunu hamur gibi yoğuracak ve koçu kazanacak. “

    Hacivat: “ Bak Karagözüm, koçu benim oğlum kazanır. Bundan korktuğun için, oğlun güreşten çekilsin diyorsun. “

    Karagöz: “ Ben kimseden korkmam. Hata bende, kırk yılda bir şey istedim, onu da yapmadın. “

    Hacivat: “ Ama canım efendim, borç para istemiyorsun ki, dediğini yapayım. Oğluma güreşten çekil, hükmen yenik sayıl diye nasıl söylerim. “

    Karagöz: “ Söyleyemezsin tabi, çünkü korkaksın. Yarın senin evin karşısında koçu şişe takıp kızartacağım. Sakın gelme bir parça et için. Yağma yok “ diyen Karagöz arkasını dönüp uzaklaşmaya başlar. Hacivat’ın seslenmesiyle durup dönen Karagöz’e, Hacivat şöyle der:

    “ Yarın koç benim bahçede kızaracak. Toplanın gelin, kurban bayramı haricinde et yüzü mü görüyorsunuz? “

    Ertesi gün yapılan güreşi Hacivat’ın oğlu Sivrikoz kazanır. Karagöz buna itiraz eder ve Sivrikoz’un daha önce açık düştüğünü ve güreşi oğlu Yaşar’ın kazandığını söyler. Bunun üzerine hakem heyeti toplanır ve karar değişikliği yaparak, Yaşar’ı şampiyon ilan eder. Bu duruma da Hacivat itiraz eder. Hakem heyeti görevsizlik kararı alıp topluca Bursa Kadısı’na giderler.

    Bursa Kadısı, her iki tarafı ve hakem heyetini dinledikten sonra, müsabakayı berabere ilan eder. Kınalı koç kurallara uygun olarak kesildikten sonra, yarısı Sivrikoz’a, diğer yarısı da Yaşar’a verilir. Böylelikle olay tatlıya bağlanır.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İDAM FERMANI

    Günlerden bir gün, Karagöz, Bursa sokaklarında turşu satarken, yanına bir adam yaklaşır.

    ” Ben beni arıyorum ama bulamıyorum. Sen beni buldun mu? ” diye sorar. Adamın ne dediğini anlamayan Karagöz sadece ” hı ” der. Bunun üzerine adam tekrar sorar:

    ” Ben kendimi arıyorum ama yokum. Yoksam yokum ve ben yoktan çıkıp, kendimi bulup kendimle kucaklaşmak istiyorum. ”

    Karagöz: ” Bre adam, kendinle nasıl kucaklaşacaksın ki? İnsan ancak bir başkasıyla kucaklaşabilir. ”

    Adam: ” İnsanlar çift yaratılmıştır derler. Böyle birşey doğruysa eğer, işte ben bu çiftimi, benzerimi arıyorum. Tıpkısının aynısı ben bu adamı sen tanıyor musun? Görmüşlüğün var mı? ”

    Karagöz: ” Görmüşlüğüm var. Onunla konuştum bile. ”

    Adam: ” Gördün mü? Konuştun mu? Nerde gördün, konuştun, çabuk söyle? ”

    Karagöz: ” Az önce görmeye, konuşmaya başladım. Şimdi de onu görüyorum, konuşuyorum. O sensin ya. ”

    Karagöz ile konuşan, onu ara sokaklara çeken, Hacivat’tır. Ulucami’nin yapım işinde çalışan Karagöz ile Hacivat sık sık tartışarak caminin yapımını geciktirince, padişah Orhan Gazi bunun nedenini mimardan öğrenir ve Karagöz ile Hacivat hakkında idam fermanı çıkarır. Ertesi gün tebdil kıyafet camiye gelen Orhan Gazi, Karagöz ile Hacivat’ın tartışmalarını izler ve gülümsemekten kendini alamaz. Saraya dönünce, verdiği ölüm kararı için pişman olur. Padişah, fedailerinden birini, Hacivat’a gönderir. Fedai, Hacivat’a, tanınmaması için ne lazımsa yapıp, Karagöz’ü de yanına alıp, Bursa’dan gitmelerini ve kurtulmalarını söyler.

    Hacivat evine gider ve sakallarını keser, sadece bıyıkları kalır. Yıllardır giymediği elbiselerini giyer, Karagöz’ü arar. Hacivat’ın Karagöz’ün yanına gidince sesini değiştirerek konuşmasının sebebi; Karagöz’ün şaşırmasını sağlayarak daha ne olduğunu anlamadan, onu Bursa’dan uzaklaştırmaktır. Hacivat olanları Karagöz’e küt diye anlatsa, padişahın idam fermanına karşı gelmek istemeyecek Karagöz, kendini celladın önüne atacaktır.

    Hacivat Karagöz’ü Bursa dışına çıkarınca normal sesiyle konuşmaya başlar, Hacivat olduğunu söyler ve olanları anlatır. Karagöz Hacivat’ı yıllardır sakallı gördüğü için, sakalsız haline güler ve Hacivat’la alay eder. Hacivat’ın tanınmamak için sen de sakalını kesmelisin demesi üzerine Karagöz:

    ” Sen ne diyorsun Hacivat? Ben hayatta sakalımı kesmem. ” der.

    Bunun üzerine Hacivat:

    ” Sakalını kesmezsin ama tanınır da yakalanırsan ne olacak? İnsanın hayattaki en önemli amacı, hayatını devam ettirebilmesi olmalı. Geride kalacak karını, çocuğunu düşün. Onlar sensiz ne yapar, ne yer, ne içerler? ” der.

    ” O da doğru ya. ”

    ” Gel bakalım, şu dere boyunda traşını ol. Erkek adama bıyık da yakışır. ”

    Traştan sonra Hacivat, Karagöz ile birlikte, yakındaki bir çiftlikten iki at satın alırlar ve atlarına binip hep batıya doğru yol alarak, Balıkesir taraflarına giderler. Birkaç yer dolaştıktan sonra, bir köyde iş bularak, tarlada ırgat olarak çalışmaya başlarlar.

    İki ay içinde çalışkanlıkları ve doğrulukları sayesinde köydekilerle sağlam dostluklar kuran Karagöz ile Hacivat, bu arada kendilerine birer ev yaparlar. Köylülerin yardımıyla ailelerini buraya getirtirler ve uzun yıllar boyunca sakin bir hayat yaşarlar.

    Bu arada Karagöz ile Hacivat’ın idam edildikleri söylentisinin çıkması üzerine arkadaşları Şeyh Küşteri çok üzülür ve perde gerisinde Karagöz ile Hacivat oyunu oynatmaya başlar. Oyun, Bursa halkı tarafından çok beğenilir ve zamanla tüm Anadolu’ya yayılır. O köyde ve civar köy ve kasabalarda pek çok defa kimliklerini belli etmeden oyunları seyreden iki dost çok önemli bir ayrıntı hariç, oyunları beğenirler.

    Karagöz’ün hemen her oyunda Hacivat’a vurup, O’nu dövmesi…

    Bu durumun açıklamasını Karagöz şöyle yapar:

    ” Ben Hacivat’a neden vurayım? O tam bir beyefendi. Bana her zaman yardımcı oldu. İşsiz, parasız kaldığım durumlarda bana iş buldu. Bu durum beni üzüyor. ”

    Hacivat ise:

    ” Yok efendim, yok. Dayak, vurma falan yok. Bu oyunu oynatanlar, ilgiyi en üst düzeyde tutabilmek için, Karagöz’e beni dövdürtüyorlar. Gerçekte, Karagöz bana bir fiske dahi vurmamıştır. Oyun oynanırken, Karagöz bana vurduğunda seyredenler gülmeseler, zamanla bu kötü hareketin oyun harici kalacağına inanıyorum.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: EKMEK

    Bursa sokaklarında gezip dolaşan Karagöz ile Hacivat, Pınarbaşı Meydanı’na geldiklerinde yorulduklarını anlarlar ve bir ağacın altına oturup dinlenirler.

    Daha sonra Hacivat: “ Aman Karagözüm, içim bayıldı. Fırından ekmek al da suya banıp yiyelim. “

    Karagöz: “ Ekmek alayım da yakında fırın var mıdır? “

    Hacivat: “ Var ya. Az önce önünden geçtik. “

    Karagöz: “ Hiç fark etmedim. Yerini tarif et, hangi somun fırınında? “

    Hacivat eliyle işaret eder:

    “ Şuradaki inek ahırının ilersindeki somun fırınında. “

    Karagöz: “ Ne işi varmış elinin ineğin kuyruk sokumunda? “

    Hacivat: “ Karagözüm, nerden çıkarırsın ineğin kuyruk sokumunu? Hani şu ahırın ilersindeki somun ekmek fırınında. “

    Karagöz: “ Ahırda samandan ekmek mi pişiriyorlar? “

    Hacivat: “ Hiç samandan ekmek olur mu, Karagözüm? Buğday ekmeği olur, buğday. “

    Karagöz: “ Atlara buğday ekmeği, insanlara saman ekmeği. “

    Hacivat: “ İnsanlar saman ekmeği yemezler, Karagözüm. İnsanlara buğday ekmeği, atlara saman ekmeği. “

    Karagöz: “ Demek o fırında atlara saman ekmeği pişiriyorlar. “

    Hacivat: “ Öyle demek istemedim. “

    Karagöz: “ Ama öyle dedin. Atlara saman ekmeği dedin. “

    Hacivat: “ Dur Karagözüm. Sana cümle anlatayım derken, ben kelimeleri şaşırdım. Gitmemek için, böyle yaptın. Ağzımdan çıkanı kulağıma duyurmadın. Ben bir ekmek alıp geleyim, “ diyen Hacivat hızlı adımlarla oradan ayrılır. Biraz sonra elinde bir somun ekmek ve bir tas suyla gelir. Ekmeği ikiye böler ve yarısını Karagöz’e verir. Birlikte ekmeklerini suya banıp yerler.

    SON

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: PARAYI KİM BULDU

    Karagöz iş bulur. Yedi gün çalışır ve ilk haftalığını alır. Akşamüstü evine dönerken haftalığını kaybeder. Geldiği yoldan geriye döner ve düşürdüğü paralarını aramaya başlar. Diğer yandan da söylenmektedir:

    ” Paracıklarım, paracıklarım, gitti paracıklarım. Keşke paralarım cebimde dursaydı da ben kaybolsaydım. ”

    Aynı saatte evine dönmekte olan Hacivat Karagöz’le karşılaşır.

    Hacivat: ” Hayrola Karagözüm, yanımdan geçersin beni görmezsin. Paracıklarım dersin. Para mı kaybettin? ”

    Karagöz: ” Hiç sorma Hacivat. Haftalık almıştım, onu kaybettim. ”

    Hacivat: ” Bir gören, bir bulan yok mu? ”

    Karagöz: ” Dört gören, beş bulan var. Canımı sıkma, canını yakarım. ”

    Hacivat: ” Aman Karagözüm kızma. Para kaybedince ararsın bulamazsan, kadıya gidersin. ”

    Karagöz: ” Hı. ”

    Hacivat: ” Para kaybettin, aradın bulamadın, ne yaparsın? Kadıya gidersin. ”

    Karagöz: ” Demek paramı kadı bulmuş. ”

    Hacivat: ” Kadının para falan bulduğu yok. Parayı bulan kadıya bırakır. Kaybeden kadıya gider. Para kadıdaysa parasını alır. ”

    Karagöz: ” Ya para kadıda yoksa. ”

    Hacivat: ” O zaman avcunu yalar. ”

    Karagöz: ” Yani şimdi avcumu yalarsam param bulunur mu? ”

    Hacivat: ” Nereni yalarsan yala paran bulunmaz. ”

    Karagöz: ” Ne yapmak gerekir? ”

    Hacivat: ” Kadıya gitmek gerekir. Buyur Karagözüm, önden sen yürü. ”

    Karagöz: ” Önden ben yürümem, yanyana gidelim. ”

    Hacivat ile Karagöz kadıya giderler. Yolda para bulan birisi parayı getirip kadıya teslim etmiştir. Fakat paranın sahibinin kim olduğunu bilmemektedir. Karagöz’ün haftalığını kaybettiğini öğrenen Hacivat onu kadıya yönlendirir. Çünkü Karagöz’ün kaybettiği parayı bulan Hacivat’tır.

  10. Serdar Yıldırım Mayıs 7th, 2014 - Saat: 11:18:13

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK

    Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ’dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat’la karşılaşır.

    Hacivat: ” Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? ”

    Karagöz: ” İyi değilim Hacivat. Donuyorum. ”

    Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek:

    ” Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. ”

    Karagöz: ” Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. ”

    Hacivat: ” Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. ”

    Karagöz: ” Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. ”

    Hacivat: ” Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. ”

    Karagöz çenesini tutar:

    ” Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. ”

    Hacivat: ” Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. ” diyen Hacivat paltosunu Karagöz’e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat’ın dişleri takırdamaya başlar.

    Karagöz: ” Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa’ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. ”

    Hacivat: ” Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin’den kendime kürklü palto alacağım. ”

    Karagöz: ” Körükçü Cemil’den palto mu çalacaksın? ”

    Hacivat: ” Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto satın alacağım. ”

    Karagöz: ” Hacivatım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. ”

    Hacivat: ” Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. ”

    Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime alacağım dedi ve birlikte Kürkçü Emin’in dükkanına girdiler. Bunlar dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin: Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardı. Şimdi ise, bir taşla iki kuş vurmanın derdindeydi. Sensin dedi, büyüksün dedi, zenginsin dedi ve Hacivat’a iki kürklü palto sattı. Paltoların birini Hacivat, diğerini Karagöz giydi.

    Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski paltosunu verdi. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin o evin bacasının üstünde olmadığını gördüler.

    Hacivat: ” Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. ”

    Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır:

    ” Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? ”

    Hacivat: ” Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. ”

    Karagöz: ” Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. ”

    DİLENCİ HACİVAT

    Hacivat tüccarın biriyle ortak olur. Birlikte mal alıp satmaya başlarlar. İlk zamanlar işler iyi gider, sonradan bozulur. Bir sabah erkenden tüccar çıkagelir ve Hacivat’a iflas ettiklerini, elde avuçta birşey kalmadığını söyler. Hacivat parasız ve çaresiz kalır, evine ekmek götüremez olur. İş arar bulamaz, dilencilik yapmaya başlar:

    ” Fakire bir sadaka, fakire bir sadaka, ” diyerek dolanır durur.

    Karagöz Hacivat’ı dilenirken görünce beyninden vurulmuşa döner. Kendini çabucak toparlar ve Hacivat’ın yanına gider.

    Karagöz: ” Hacivatım, bu ne hal böyle? ”

    Hacivat: ” Halim haraptır, Karagözüm. Tüccarın biriyle ortaklık kurdum, koca serveti har vurup harman savurdum. ”

    Karagöz: ” Koca servet mi? Bu işe ne yatırdın sen onu söyle. ”

    Hacivat: ” Bin beş yüz altın. Gitti, gitti, bin beş yüz altınım. ”

    Karagöz: ” Ne?! Senin o kadar altının var mıydı, Hacivat? ”

    Hacivat: ” Olmaz olur mu Karagözüm? Babamdan kalan servet pek çoktu. ”

    Karagöz: ” Hazıra dağlar dayanmaz derler. ”

    Hacivat: ” Dayandı. ”

    Karagöz: ” Mirasyedinin mirası biter derler. ”

    Hacivat: ” Bitmedi. ”

    Karagöz daha sonra Hacivat’tan tüccarın adını öğrenir. Tüccara giderek, ortak aradığını, evini ve bahçesini ortaya koyarak iş yapmak istediğini söyler ama gelir gider defterini kendisinin tutması gerektiğini bildirir. Tüccar, Hacivat’tan sonra yolunacak kaz olarak gördüğü Karagöz’e elindeki bin beş yüz altını verir.

    Karagöz ertesi gün Hacivat’a bin beş yüz altını verir ve bir daha hiç kimseyle ortak olmamasını söyler. Daha ertesi gün Karagöz’ün evine gelen tüccar yanındaki adamı göstererek, evi ve bahçeyi satın almak isteyen bir müşteri buldum, der. Ayrıca ortaklık gereği verdiği altınların bundan sonra kendisinde duracağını söyler.

    Bunun üzerine Karagöz altınları gece evine giren hırsızların götürdüğünü, ortaklık kalmadığı için, evini ve bahçesini satmaktan vazgeçtiğini söyler. Tüccar durumu kabullenmek istemez. Karagöz sesini yükseltir, tüccara diklenir. Tüccar, Karagöz’ün karşısında tutunamaz. Müşteri kaçar gider. Çaresiz kalan tüccar yol kenarına oturup ava giderken avlandım der ve hüngür hüngür ağlamaya başlar.

    KARAGÖZ BALIKÇI

    İşsiz kalan Karagöz Hacivat’ın yönlendirmesi üzerine Misi Köyü’ne giderek oradaki gölden alabalık tutmaya başlar. Akşamüstü at arabasına binerek Bursa’ya döner. Alabalıkların bir kısmını kendine ayıran Karagöz geri kalanı balıkçılara satar.

    Bir akşamüstü alabalıkları temizleyen Karagöz’ün hanımı balığın birinin içinde inci bulur. Çok sevinir. Hemen odada oturmakta olan Karagöz’e inciyi gösterir. Karagöz sevinçten ne yapacağını şaşırır ve oynamaya başlar.

    Akşam yemeğinden sonra evde konuşulan tek konu incidir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, baba, ya tuttuğun öteki balıklarda da inci varsa, deyince Karagöz:

    ” Doğru oğlum, o balıklarda da inci olabilir. O zaman tuttuğum her alabalığın içini evde temizleriz, karnında inci olup olmadığına bakar, öyle satarız. Her gün tuttuğum on-on beş alabalığın birinden inci çıksa zengin olduk gitti demektir. ”

    Karagöz sonraki günlerde düşüncesini aynen uygular. Evde temizlenen alabalıkların birinden, ikisinden inci çıkmaktadır. İncileri kuyumcuya satan Karagöz kısa zamanda fakirlikten kurtulur.

    Kuyumcu incinin kaynağını merak eder. Karagöz’ün ağzını arayan kuyumcu hiçbir şey öğrenemez. Bunun üzerine gizlice Karagöz’ü takip etmeye başlar. Sonunda olayı çözer ve gölün karşı kıyısında çadır kurarak, beş karısını, oğullarını, kızlarını, gelinlerini, damatlarını ve torunlarını getirir. Birlikte çok çalışarak, çok balık tutarak kısa zamanda göldeki alabalık neslini kuruturlar. Gölde bir tane alabalık kalmaz. Kuyumcu, torbalar dolusu inciyle servetine servet katar.

    Aradan günler, haftalar geçmesine karşın, bir tek alabalık tutamayan Karagöz yol parası, evin geçimi derken, giderek fakirleşir. Daha sonra yine Hacivat’ın yönlendirmesi üzerine Hacivat ile birlikte Ulucami’nin yapım işinde çalışmaya başlar.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANGAL SEFASI

    Hacivat: ” Karagözüm, sucuk aldım. Gel mangal sefası yapalım. ”

    Karagöz: ” Birer kangal alalım ama benim bahçe küçük, kangala dar gelir. ”

    Hacivat: ” Kangal demedim Karagözüm, mangal dedim. Mangalda sucuk pişirelim. ”

    Karagöz: ” Kangalla çocuk bir arada olmaz. Yaşar’ı kangal ısırır. ”

    Hacivat: ” Canım, ne Yaşar’ı, ne kangalı, sucuk dedim, mangal dedim. ”

    Karagöz: ” He öyle söylesene, sucuğu mandalla tavana asarsın. ”

    Hacivat: ” O neden? Neden sucuğu tavana asıyorsun? ”

    Karagöz: ” Kurusun diye. Kuru sucuğun tadı farklı olur. ”

    Hacivat: ” Tamam Karagözüm, sucuğu kuruttum, mangalı bahçeye oturttum. ”

    Karagöz: ” Ben senin bahçeye gelmem, Hacivat. ”

    Hacivat: ” Gelmezsen gelme. Ben de kendime ziyafet çekerim. ”

    Uzaklaşıp giden Hacivat’ın arkasından Karagöz söylenir:

    ” Seni gidi beni bilmez. Kangalı kesmiş, sucuk yapmış, mangalda pişirecekmiş. Bende o sucuğu yiyecek göz var mı? ”

    SON

Karagöz İle Hacivat Konuşmaları Hakkında Yorum Yap

Dikkat: Mesaj yazarken Karagöz İle Hacivat Konuşmaları ile ilgili bilgi verirseniz site kullanıcıları da bu bilgilerinizden yararlanacaktır. Konu hakkında bilgi içeren mesajlarınızı bekliyoruz.